Kocer.dk

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Kocer.dk

Danimarka’ya Leyleğin Kanadında Geldim

e-Posta Yazdır PDF

Danimarka’ya Leyleğin Kanadında Geldim

Şubat 22, 2010

İlk okuldaydım o yıllarda… 1963-64 yıllarında, yaz ayları çayırların biçildiği mevsimdi. Dayımın kıraathanesi önünde köy sakinleri arasında ateşli tartışmalar vardı o gün öğle sonu. Türkiye’nin Afyonkarahisar-Çay ilçesi Koçbeyli kasabasındaki şahid olduğum hiç unutamadım bir olay ki, doğduğum kasabadır.
Olaya tam vakıf olamadım 7- 8 yaşlarındaydım ama merakım iyice artmıştı… Birkaç gün sonra babam olayı anneme anlatırken anlayabildim meseleyi. Babam diyordu ki; çayırları biçerken tarlada bir leylek yakaladık. Leylek yaralı olduğu için çabuk yakaladık. Ayağında gümüş gibi parlayan bir halka vardı. Halkada ‘DANMARK’ yazıyor.
Babam anlatıyordu, karşılaştığımız her köylüye sorduk. Kıraaathanelerde de konuşuyoruz kaç gündür, hiç kimse bu Danmark kelimesini bilemedi. Acaba nedir gibi tartışmalar bir kaç yıl zaman konuşulup unutulmuştu.
Eylül 1970 yılında babamı Ispartalı bir arkadaşı Damimarka,ya çalışmaya gelmesi için davet ettiğinde, Danimarkanın da bir devlet-ülke olduğunu ancak öğrenebilmiştim. Ve daha sonra babam da bizi getirdi ve hala buradayız…
19 temmuz 1971 yılında Danimarka’ya ilk geldiğimde on beş yaşlarımda bir genç olarak nereden bilebilirdim çocuklarımın ve dahi torunlarımın burada doğup büyüyeceğini….
Eğer o zamanlarda, vizyon sahibi büyüklerimiz olsaydı hem kasabamda Danimarka ismini öğrenmek için beş sene beklemeyecektim, hem de Danimarda’daki göçmenler olarak uzun zaman önce yerleşik sisteme geçmiş olacaktık. Danimarka’ya İlk gelen göçmenler üç-beş yıl çalıştıkdan sonra memleketlerine dönecekleri hesabıyla hep kendilerini göçmen ve geçici hissettiler ve öylece eylemlerine yansıttılar bu davranışlarını. Diğer yazılarımda zaman zaman ilk gelen göçmenlerin hatıralarına değinecegim inşa-Allah.
Ehline malumdur ki, tele=uzak. Vizyon=Görüntü, anlamında ingilizceden türkçemize geçmiş olan kelimelerdir. Uzaği göremeyen ne devletler ne de toplumlar uzun yıllar varlığını sürdürememektedirler. Tarihte benzeri olayları düzinelerce görüyoruz. Bir devlet adamı en az elli yıl gelecekteki gelişmelere göre siyaset yapmalı vizyon geliştirmelidir.
Göçmenler adına etki ve yetki sahibi olan her kişi ve kurumlar da benzeri vizyona sahip olmak zorundadırlar. Artık biz Danimarka’ da yaşayan göçmen kökenlilerde, göçmenlik duygusundan acilen sıyrılıp, bu ülkelerin daimi ve kalıcı bir ferdi ve vatandaşı olarak tüm eylem ve söylemlerini kalıcı bir kalıba ve vizyona oturtmak zorundadır.
Sohbetlerimizde çok defa ifade ettiğimiz meşhur tespitlerimizle meselemizi toplayalım. Bir kişi vatanından bir başka ülkeye hicret/göç ettiğinde kendilerine verilen isimler genelde şöyle oluyor: ilk beş sene yabancı işçi (fremmedarbejder), ikinci beş yılda misafir işçi (gæstearbejder), üçüncü beş yılda göçmen (immigrant), dördüncü beş yılda etnik azınlıklar (etniske minretal), beşinci beş yılda da Yeni Danimarkalılar (ny dansker) gibi isimler ile sıfatlandırıldık ve çağrıldık. Gerçek bu ülke vatandaşı olarak (rigtige dansk) kabul görmemiz ise, bizdeki yine vizyona bağlı, kanaatindeyim.
Kasım 2009 da ilk sayısı çıkan ‘’Vizyon’’a hayırlı olsun dileğimle.
Selam ve Dua İle

 

Binite, Ata veya Arabaya Binerken Okunacak Duâ

e-Posta Yazdır PDF

Binite, Ata veya Arabaya Binerken Okunacak Duâ

"Bir binite bindiğinde:

بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

"Hiç de lâyık olmadığımız halde bize bunu müsahhar kılan Allah'ı tesbîh ederim." (19) diyen kimse, bu bineğinden inmeden ölürse şehîd olarak ölmüş olur."
Ayrıca binite binerken:

 

denilmelidir. (20)


(19) Zuhruf Sûresi, 13.
(20) Hûd Sûresi, 41 Meâli: "O nun yürümesi ve durması Allah'ın adıyladır. Rabbim bağışlar ve merhamet eder."

بِسۡمِ ٱللهِ ٱلرَّحۡمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

لِتَسۡتَوُ ۥاْ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ثُمَّ تَذۡكُرُواْ نِعۡمَةَ رَبِّكُمۡ إِذَا ٱسۡتَوَيۡتُمۡ عَلَيۡهِ وَتَقُولُواْ سُبۡحَـٰنَ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَنَا هَـٰذَا وَمَا ڪُنَّا لَهُ ۥ مُقۡرِنِينَ (١٣)

Az-Zuhruf

(13) Bütün çiftleri O yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar varetmiştir ki, böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak: Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz. (13)

 

 

DUALAR

e-Posta Yazdır PDF

CAMİYE GİRERKEN Camiye girerken önce sağ ayak ile girilir. Sağ ayak caminin kapısından içeriye atılırken (basılırken) Hz. Peygamber (s.a.v.)'e Salat-ı Selam getirilir. Yani;
"Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin ve sahbihî ve sellim. Allahümme'ftah lî ebvâbe rahmetike." "Allah'ım benim için sonsuz rahmetinin kapılarını aç, lûtfeyle ya Rab!"
CAMİDEN ÇIKARKEN
"Allahümme inni es'elüke min fadlike."
"Yâ Rab, senin fazlından, kereminden istiyorum." (Tirmizi)

 

 

KURAN OKUDUKTAN SONRA YAPILABILIR

e-Posta Yazdır PDF

DUA


Eudhu Billahi Minessaytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.

 

Elhamdulillahi Rabil-alemin

Wessalatu wesselamu ala Rasuluna Muhammedin we ala alihi we sahbihi ecmain.

Allahumme Rabbena ya Rabbena takabbel minna inneke entessemiul alim.

We tub aleyna ya mewlana inneke ente-ttewwaburrahim.

Wehdina ilel hakki we ila tarikim mustekim.

Wag’fu anna ya Kerim, wag’fu anna ya Halim.

Wag firlena zunubena ya Rahmanu ya Rahim.

       

Ya Rabbelalemin!
Şu anda kapına geldik. Yüce divanına durduk, bütün kötülükleri bir tarafa bıraktık, bizleri yüce huzurundan boş geri çevirme Ya Rabbi !

Ya ilahi ya Rabbi! Okuduğumuz Kuran-i azimuşşani, (mevlid-i şerifi), Yasin, Tebareke, Amme, Namaz Sureleri, getirilen salatu selamlar yapilan dualari sen kabul buyur.

Ey rabbimiz!

Hasıl olan sevabı önce Efendimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in mübarek ruhuna hediye eyledik kabul eyle.

İlk Peygamber Hz. Adem (a.s.) dan bu güne kadar gelip geçmiş her ne kadar peygamber varsa onların da ruhlarına hediye eyledik, haberdar eyle.

Ya Rabbi!
Kur'an-ı Kerim’i elden ele, dilden dile, gönülden gönüle bizlere kadar ulaştıran sahabe-i Kiram, tabiin, tebe-i tabiin, Müfessirin (Kurani tefsir eden) ve muhaddisin'in (Hadisleri yazan) ruhlarına hediye eyledik, haberdar eyle.

Ya Rabbi !
Bu Kuran Tilaveti (mevlid-I şerifi) vesile olanların amellerini makbul, günahlarını mağfur eyIe.

Her ne murat ile okutmuşlarsa muratlarına naiI eyle, geçmişlerimizin ruhlarıni meclisimizden haberdar eyle.

Ya Rabbi !
Bu aileden ahrete göçenlerin günahlarını affeyle, makamlarını cennet eyle. Peygamberimizin (s.a.v) şefaatine nail eyle.

Uzaktan ve yakından gelip, şurada toplanan aziz din kardeşlerimizin de ölmüşlerine rahmet, geride kalanlarına sıhhat ve afiyet ihsan eyle.

Ey Rabbimiz!
Kalplerimizi temizle. Ayıplarımızı ört. Hastalarımıza şifa ver. Yüzlerimizi ak et. Derecelerimizi yükselt. Borçlarımıza ödeme kolaylığı nasib et.
Babalarımıza merhamet eyle. Annelerimizi bağışla.

 

Ya Rabbel'alemin !
Görüşümüz kıt, gücümüz çok az; bu yüzden rahmetine ta'rifsiz derecede muhtacız. Ey her şeye Kadir, gönüllere şifa veren Allah’ım! Sen'den rahmetini dileriz.

Biz sana yalvarmasını bilmiyor ve beceremiyoruz. Sana yalvarmasını bilenler ve becerenler hürmetine dualarımızı kabul eyle.

Yâ Erhamerrahimin
Kur’ân-ı Azîmü’ş-şânı dünyada bize arkadaş, kabirde bizlere yoldaş, kıyâmette şefâatçi, sırat üzerinde nûr eyle! Cehennem ateşinden bizi muhâfaza edecek bir örtü, bir perde kıl! Cennete götüren bir yoldaş eyle!

Ey bütün ihtiyaçları karşılayan! Ey bütün belâları def‘ eden! Ey her duâya icâbet eden! Ve ey merhamet edenlerin en merhametlisi olan Rabbimiz! Rahmetinle, merhametinle duâlarımızı kabul eyle!

Ya Rabbi!
Son nefesimize kadar, nefesimizi senin yollunda harcamayi nasibet.
Cenneti ve senin Cemalini kazanmadan canimizi alma!


Cümlemizin kalbine İslam nurunu, Kur'an hidayetini ver.
Cümlemizi Islam’a bağla, bizleri Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür. Bizleri Dünyâ ve Âhiret mutluluğuna erdir.
Dünya'da mekansız, Âhiret'de imansız bırakma Yâ Rabbi!

Amin Amin Amin.

 

Son kelamimizi kelime -i Tehvid:
"La ilahe illâllah Muhammedur- Rasûlullah"

Ve kelime- şehadet ile buyurun:
"Eşhedü ella ilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûluh"

Ask ile bir daha buyurun:
"Eşhedü ella ilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûluh"

Şevk ile bir daha:
"Eşhedü ella ilahe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasûluh"
diyerek, ruhumuzu teslim etmemizi nasib eyle Yâ Rabbi!

 

"Esselatü vesselamu aleyke ya Rasûlullah"

"Esselatü vesselamu aleyke ya Habiballah"

"Esselatü vesselamu aleyke ya Seyyidel- evveline vel-ahirin."

Sübhâne rabbike rabbi'l-izzeti amma yesifûn ve selâm ün ale'l-mürselin,
ve'l-hamdü lillahi Rabbi'l-Alemin ..

Ümmet-i Muhammed'in selameti için, Allâh rizasi- için EL-FATIHA.

 

MEVLANADAN TAVSIYELER

e-Posta Yazdır PDF

Hazreti Mevlana Celaleddin-i Rumi´den   Tavsiyeler

 

Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin

yol, paran, bir de mezhebin.

Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar. (1/84-85/1047-1048)

 

Ok gibi doğru ol da yaydan kurtul. Çünkü her

doğru okun, yaydan fırlayacağına şüphe yoktur.

(1/111/1385)

 

Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze, kulak verme yolundan gir.

Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah’ın sözüdür. (1/131/ 1627, 1629)

 

Sel akmağa başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar.

Fakat harap olmaktan niye gamlanayım? Harabenin

altında padişah hazinesi var! (1/139/1743-1744)

 

Kimin namazında mihrab ve kıblesi Ayn (Allah’ın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayn ve kusur bil. (1/141/1765)

 

(Hak) Bu yolda yolun, tırmalan, son nefese kadar bir an bile boş durma!

Olabilir ki son nefeste bir dem inayete erişirsin. O inayet, seni sırdaş eder. (1/146/1822-1823)

 

Dünyanın lütfetmesi ve yaltaklanması, hoş bir lokma-dır, ama az ye. Çünkü ateşten bir lokmadır! Ateş gizlidir, zevki meydanda. Dumanı sonunda mey-dana çıkar. (1/148/1855-1856)

 

Nefis, çok övülmesi yüzünden firavunlaştı. Alçak

gönüllü, hor, hakir ol; ululuk taslama!

Elinden geldikçe kul ol, sultan olma! Top gibi

zahmet çekici ol, çevgân olma!

Yoksa; senin bu letâfetin, bu güzelliğin kalmayınca

o, seninle düşüp kalkanlar, senden usanırlar.

(1/149/1867-1870)

“Zamanınızdaki günlerde Rabbinizin güzel

kokuları vardır. Kendinize gelin; o güzel kokuları

almaya çalışın.” (1/155/ Hadis)

Sen mâdem ki zahiri önü, sonu düşünmektesin,

ancak ve ancak bu gam ve neşe alemindesin. Ey

hakikatte yok olan!. Yok olan; nerede ön, nerede

son!

Yağmurlu gündür, gece çağına kadar yürü! Bu

yağmur bildiğimiz yağmur değil, Rahmet

yağmurlarından. (1/160/ 2010-2011)

Eğer, “cüzü külle muttasıl”dır, ayrılmaz dersen

diken ye, gül isteme. Diken de gülden ayrılmaz.

“Cüzü külle” ancak bir yüzden bağlıdır. Yoksa

Hakk’ın peygamberleri göndermesi abes olurdu.

(1/226/2811-2812)

Sakın, endişelerden sakın! Fikir, aslan ve yaban

eşeğidir; gönüller de ormanlıklar.

Perhizler, ilaçların başıdır. Çünkü kaşınma

uyuzluğu artırır.

Perhiz, şüphe yok ki ilacın aslıdır. Düşüncelerden

perhiz et de can kuvvetini gör! (1/234/2909-2911)

Akıllı, o kişidir ki, çekinilen belada dostların

ölümünden ibret alır. (1/250/3114)

Kendinize gelin. Allah’ın gayreti, pusudan çıkmayı

görsün: baş aşağı yerin dibine gidersiniz.

(1/273/3417)

Vehmi, fikri, duyguyu, anlayışları sopa gibi çocuk

atı bil!

Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin

ilimleriyse kendilerine yüktür.

Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim, insana

fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal

olmayan ilim yükten ibarettir. (1/275/3445-3447)

Hakikati olmayan bir adı hiç gördün mü? Yahut

‘Kâf’ ve ‘Lâm’ harflerinden gül topladın mı?

Mâdem ki, ismi okudun; var müsemmayı da ara.

Ayı gökte bil, derede değil!

Addan ve harften geçmek istersen hemencecik

kendini tamamıyla kendinden arıt (yok ol!)

Demir gibi demirlikten çık, renksiz bir hale gel.

Riyazatta tozsuz, passız bir ayna ol!

Kendini kendi vasıflarından arıt ki, asıl kendi saf,

pak zatını göresin.

O vakit kitap, müzakereci ve üstat olmaksızın

gönlün-de peygamberlerin ilimlerini görür

bulursun. (1/276/3456-3462)

Din ehlini kin ehlinden ayırt et; Hak’la oturanı ara,

onunla otur! (1/297/3719)

Maksada sabırla erişilir, aceleyle değil. Sabret,

doğrusunu Allah daha iyi bilir. (1/319/4004)

Aslanlar gibi avını kendin avla. Yabancının

yaltaklan-masını da terk et, akrabanın

yaltaklanmasını da!

Aşağılık kişilerin hürmetini, hatır saymasını, o

halden bil. Kimsesizlik, adam olmayan kişilerin

işvesinden iyidir. (2/21/261-262)

Miski tene sürme, gönle sür. Misk nedir? Ululuk

sahibi Allah’ın adı. (2/21/266)

Temiz şeyler temizlere aittir; pis şeyler de pislere....

kendine gel!

Kin yüzünden yol azıtanlara kin tutma. Çünkü

onların kabirlerini de kin tutanların yanına kazarlar.

Kinin aslı “cehennem”dir. Senin kinin o küllün

cüzüdür, dinin de düşmanı. (2/22/272-274)

Kim seni haktan hakikatten soğutursa bil ki, şeytan

o adamın içindedir. Derisinin altında gizlenmiştir.

Böyle bir adamın içine girip, böyle bir adamın

sûretine bürünüp seni aldatamazsa hayaline girer de

seni o hayaller kötülüğe sevk eder.

Seni gâh gezip eğlenme, gâh dükkan açıp alışveriş

etme, gâh ilim öğrenme, gâh ev bark kurup çoluk

çocuk sahibi olma hayallerine düşürür.

Kendine gel, hemen “Lâ Havle” de. Ama sade dille

değil; candan gönülden! (2/49/639-642)

Âdem oğlu da iflası sabit oluncaya kadar bu dünya

hapishanesinde kalır.

Rabbimiz de İblis’in müflisliğini Kur’an’la bize

bildir-miş, her tarafa yaymıştır.

O; hilekar, müflis ve kötü sözlüdür. Onunla hiçbir

sûretle ortak olma, oyuna girişme!

Alış-verişe girişirsen kâr edemezsin, çünkü o

müflistir, ondan nasıl olur da bir şey elde

edebilirsin? diye anlatmıştır. (2/50/653-656)

Ey çarelere başvuran, ölünün gözü nasıl cana

bakarsa sen de gözünü lâmekan alemine çevir,

aklını başına al.

Varlık alemi çarelerle doludur da Allah, bir pencere

açmadıkça yine çare yok!

Bu cihan, cihetsiz lâmekan aleminden meydana

gelmiş, bu cihana lâmekan aleminden bir mekan

verilmiştir.

Allah’ı candan-gönülden seviyorsan varlıktan

yokluğa dön.

Bu yokluk, gelir yeridir; ondan kaçınma. Bu varlık

da çok olsun, az olsun, gider yeridir!

Hak sanatının tezgah evi, mâdem ki yokluktur. O

hal-de tezgah evinin dışında ne varsa değersizdir.

(2/53/685-690)

Padişahlıktan feragat edeni padişah bil. Onun nuru

ayla güneş olmaksızın da parlar durur.

(2/112/1469)

Kendini ücret tuzağına teslim et de sonra

kendinden, kendiliğin olmaksızın bir şey çal.

Yaralıya, vücudundan temreni çıkarabilmek için

afyon verir, uyuturlar.

Ölüm vaktinde de adama elem ve ıstırap verirler. O

halde meşgulken canını alıverirler.

Şu halde anlıyorsun ya, gönlünü her hangi bir

düşünceye verdin mi, gizlice senden bir şey

alacaklardır.

Her ne düşünür, her ne elde edersen hırsız, emin

olduğun yerden gelip çatmaktadır.

Binaenaleyh, en iyi işe koyul da, hırsız senden hiç

olmazsa en bayağı bir şeyi, en aşağı bir şeyi alıp

götürebilsin.

Tacirin yükü suya düşerse ondan daha iyi bir

kumaşa el atar.

Senin de, mâdem ki suya bir şeyin düşecek,

mahvolacak, en aşağı şeyi terk et de daha iyisini

bul! (2/115/1502-1509)

‘Hiss’e ait gözüne toprak serp. His gözü akla da

düşmandır, dine de.

Hak Teâlâ, duygu gözüne “kör” dedi, “putperest”

dedi, “bizim zıddımız” dedi. Çünkü o, köpüğü

gördü de denizi görmedi. Bu demi gördü de yarını

görmedi.

Bugünün sahibi de O’dur, yarının sahibi de. Her

ana sahip olan, önünde durup durur da o, hazineden

bir pul bile görmez.

Bir zerre bile o güneşten haber verir ve güneş: o

zerreye kul, köle kesilir.

Birlik denizinin elçisi olan katraya, yedi deniz esir

olur. (2/123/1607-1612)

Gönül istemeden ağza gelen latif sözler,

külhandaki yeşilliğe benzer, dostlar.

Uzaktan bak, geç. Yavrum, onlar yemeye,

kokmaya gelmez.

Vefasızlara gitme. Onlar; iyi dinle, ‘yıkık köprü’

dür.

Bilgisiz biri oraya ayak basarsa köprü de yıkılır,

ayağı da kırılır.

Asker, nerede bir bozgunluğa uğrarsa, iki-üç karı

tabiatlı adamın yüzünden uğrar.

O, erkek gibi silahlanıp savaş safına girer. Diğerleri

de “İşte tam dost”, diye ona güvenirler.

Fakat savaş zahmetlerini gördü mü yüz çevirir.

Onun kaçışı senin manevi kuvvetini de kırar.

(2/218/2840-2846)

(O adam ki) İbadet-i kışırdan ibaret, içi yok.

Cevizler çok ama içleri boş!

İbadetlerin netice vermesi için zevk gerek.

Tohumun ağaç olması için iç gerek!

İçsiz tohum, fidan olur mu? Cansız sûret de

hayalden başka bir şey değil. (2/261/3395-3397)

Ticarette kamil değilsen yalnız başına dükkan

açma, yoğrulup kemale gelinceye dek birisinin

hükmü altına gir!

“Susun, dinleyin!” emrini işit, sükut et. Mâdem ki

Hak dili olamadın, kulak kesil.

Söylersen bile sual tarzında söz söyle. Padişahlar

padi-şahıyla edepli konuş!

Kibir ve kinin başlangıcı şehvettendir. Şehvetinin

yerleşip kuvvetlenmesi de ‘itiyat’ yüzündendir.

Kötü huy, adet edindiğinden dolayı sağlamlaşır,

yerleşir, seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın.

Toprak yemeye alışırsan, kim seni bundan

menetmeye kalkışırsa onu düşman sayarsın.

Puta tapanlar, bu tapmayı huy edindiklerinden men

edenlere düşman olmuşlardır. (2/265-266/3455-

3462)

Bakır, altın olmadıkça bakırlığını: gönül padişah

olmadıkça müflisliğini bilmez.

Bakır gibi sen de iksire hizmet et. Gönül, dildarın

cevrini çek.

Dildar kimdir? İyice bil. Dildar, ehl-i dildir. Çünkü

ehl-i dil olan, gece ve gündüz gibi cihandan kaçıp

durmakta, alemde eğleşmemektedir.

Allah kulunun ayıbını az söyle, padişahı hırsızlıkla

az kına. (2/267/3475-3477)

Addan geç, sıfatına bak da sıfatlar, seni zata

ulaştırsın.

Halkın ihtilafı addan meydana gelir. Fakat manaya

ulaşınca rahatlaşırlar. (2/283/3679-3680)

Her an, canının bir cüzü ölüm halindedir, her an

can verme zamanındadır. Can verme anında

imanını gör, gözet!

Ömrün, altın kesesine benzer, geceyle gündüz de

para sayan adamdır.

Bilmeden, anlamadan sayar-durur, nihayet kese

boşa-lır, ay tutulur.

Dağdan alsan da yerine koymasan dağ bile yerinde

kalmaz, yok olur, gider.

Şu halde her an yerine karşılık koy ki “Secde et de

yaklaş.” âyetinin maksadı neyse bulasın. (3/11/123-

127)

Akıllı kişi, sakın şeytanın hilesinden! Yoksulların,

muhtaçların seslerini içeriye duy da hilebaz kişinin

sesi, kulağını tutup çekmesin!

Yoksullar, tamahkar ve kötü huylu adamlarsa bile

sen yine gönül sahibini onlar içinde ara!

Denizin dibinde inciler, taşlarla karışık halde

bulunur. Övülecek şeyler; kusurlar, ayıplar

arasında bulunur. (3/69/864-866)

Ey nazik adam, ileri giden son gelenlerden ol. Taze

ve turfanda meyve, ağaca nazaran daha ileridedir,

derecesi daha üstündür.

Gerçi meyve ağaçtan sonra vücuda gelir, fakat

hakikatte evvel odur, çünkü ağaçtan maksat odur.

(3/91/ 1128-1129)

Kötüye yorma, vehimlenme; insanı hiçbir hastalığı

yokken hasta eder.

Kabul edilmesi farz olan peygamber hadisidir bu :

“Hasta değilken kendinizi hasta gösterirseniz

gerçekten hastalanırsınız.” (3/128/1579-1580)

Anlatılanı anlamaya, söyleneni dinlemeye liyakatin

yoksa, söz söyleyenin söyleme kabiliyeti seni

görür, anlar, yatar, uyur!

Arayan, ‘aradığını bulsun’ diye yerde ne biterse

ihtiyaç sahibi için biter. (3/262/3207-3208)

Nerede dert varsa deva-şifa oraya gider, nerede

yoksulluk varsa nimet oraya varır.

Müşkül neredeyse cevap ordadır, gemi neredeyse

su ordadır.

Suyu az ara, susuzluğu elde et de sular yukarıdan

da coşsun, aşağıdan da fışkırsın!

Boğazcağızı nazik yavrucak doğmasaydı onu

besleyecek süt nasıl olur da memeden akardı?

(3/262/3210-3213)

Cevherleri gizli olan can ekinleri içinde kevser

suyuyla dolu rahmet bulutları var. Susuz kal, susa

da “Onları Rab’leri sular” lûtfu hitabı gelsin.

(3/262/3219)

“İbret almayı, uyanmayı Allah’tan dile; kitaptan,

sözden, harften, duraktan değil!” (3/267/3271)

Allah, “Kaybettiğiniz şeylere eseflenmeyin, hatta

kurt gelse de keçinizi yese bile.” buyurdu.

O bela, daha büyük belaları defetmek, o ziyan daha

şiddetli ziyanları menetmek içindir. (3/266/3264-

3265)

Ey insan, cisim ve mal ziyanı, cana faydadır, canı

vebalden kurtarır.

Sende riyazatla, canla, başla müşteri ol. “Tenini

riya-zata verdin mi canını kurtardın.” demektir.

(3/277/3396-3397)

Sen istemezsin, sebep olamazsın ama burnun

kanar, bir hayli de kan akar derken ateşin geçer,

kurtulursun.

Her meyvenin içi, kabuğundan yeğdir, iyidir. Teni

de kabuk; sevgiliyi iç bil!

İnsan, pek latif bir içe maliktir. İnsansan bir an

olsun onu ara! (3/279/3416-3418)

Ölümü, bir ‘Yusuf’ gören, canını feda eder; kurt

olarak görense yolunu sapıtır!

Oğul, herkesin ölümü, kendi rengindendir.

Düşmana düşmandır, dosta dost!

Ayna Türk’e nazaran güzel bir renktedir. Zenci’ ye

nazaran o da zencidir. (3/280-281/3438-3440)

Ey can, aklını başına devşir. Ölümden korkup

kaçarsın ya, doğrucası sen, kendinden

korkmaktasın.

Gördüğün, ölümün yüzü değil, kendi çirkin yüzün:

canın bir ağaca benzer.... ölüm yaprağıdır.

İyiyse de senden yetişmiş, yeşermiştir; kötüyse de.

Hoş, nahoş... gönlüne gelen her şey, senden, senin

varlığın-dan gelir. (3/281/3441-3443)

Kızgınlığın, cehennem ateşinin tohumudur.

Kendine gel de şu cehennemini söndür, çünkü o bir

tuzaktır. (3/284/ 3480)

Düşmanlığa kalkışacaksan düşmanlık edebileceğin

birisiyle çarpış (savaş) ki onu esir edebilmek

mümkün olsun. (3/295/3625)

Babam, Allah’ın rahmetini şöyle bil: O rahmet

vehme bile sığmaz, yalnız eseri görünür!

(3/296/3634)

Bir şeyin hem nefyedilmesi caizdir, hem ispat

edilmesi. Çünkü zahiri görünüş aykırıdır. Nispet de

iki türlü olabilir.

Allah’ın “O taşları attığın zaman yok mu? Onları

sen atmadın ki... Allah attı.” demesinde hem nefiy

vardır, hem ispat: ve ikisi de yerindedir.

Onları sen attın, çünkü taşlar senin elindeydi, fakat

sen atmadın, çünkü o atış gücünü Allah ızhar etti.

İnsanoğlunun kuvvetinin bir haddi-hududu vardır.

Bir avuç toz-toprak nasıl olur da bir orduyu bozar,

kırıp geçirir?

Avuç senin avucundur ama atış bizden. Bu iki

nispetin nefyi de yerindedir, ispatı da. (3/298-

299/3658-3662)

Gönül, sana da vefa etmez, seni de terk edip gider.

O senden vazgeçmeden sen ondan vazgeçmeye

çalış! (3/302/3699)

Alemde bütün anlayışlar, durup dinlenmezler...

meydanda koşup gelme zamanıdır; oturup zevkle

içkiye dalma zamanı değil ! (3/304/3723)

Gam ye de, gam artıranların, seni derde sokanların

ekmeğini yeme çünkü akıllı adam gam yer,

çocuksa şeker !

Neşe şekeri, gam bahçesinin meyvesidir. Bu ferah

yaradır; o gam, merhem.

Gam gördün mü aşkla kucakla.... Şam’a Rübve

tepe-sinden bak !

Akıllı adam, şarabı üzümde görür.... âşık varı yokta

bulur. (Hakim-i Gaznevi’den, 3/306/3751-3754)

Oğul, her şüphe yakine susamıştır. Şüphe arttıkça

yakine ulaşmak için daha ziyade çırpınır, kol-kanat

açar, uçmaya çalışır.

İlim mertebesine ulaştı mı, kanadı ayak kesilir,

gayrı uçmaya ihtiyacı kalmaz.

Çünkü bilgisi yakin kokusunu almaya başlamıştır.

Bu sınanmış yolda ilim, yakından aşağıdır, şüphe

yukarı.

Bil ki, ilim yakini arar. Yakin de apaçık görüşü...

Tekâsür Süresi’nde “Kellâ lev ta’lemüne” den

sonrasını oku da bunu ara, bul, anla !

Ey bilgi sahibi! Bilgi insanı görüşe götürür.

Dünyadakiler yakin sahibi olsalardı cehennemi

gözleriyle görürlerdi.

Görüş, şüphe yok ki, yakinden doğar; nitekim

hayal de zandan doğmaktadır.

O sürede bu anlatılmıştır, “İlm-e’l Yakin” olur, bak

da gör” (3/336-337/4118-4125)

Allah’ın rahmeti, kahrından ileridir, kahrından

fazladır ve ezelidir. Bu yüzden de bir kimseyi

belalara uğratması, rahmetindendir.

“Varlık sermayesi elde edilsin” diye rahmeti

kahrından ileridir, üstündür.

Etle deri lezzetsiz meydana gelmez fakat onlar

meydana gelmedikçe sevgilinin aşkı, onları nasıl

eritebilir?

İşte bu takdir neticesi olarak sen de kahırlara

uğrarsan eseflenme... bu kahırlar yüzünden elindeki

sermayeyi sevgiliye bağışlarsın.

Sonra bunun özrü olarak tekrar lûtfeder, “yıkanıp,

arındın, dereden atladın, artık o mihnetler, cefalar

geçti” der. (3/340-341/4166-4170)

... Ezeli gaye, senin teslim olmandır. Ey müslüman,

teslim olmayı araman, dilemen gerek! (3/341/4177)

Kötü ve hayırsız adam, lengersiz gemidir; ne demir

atmıştır, ne bir yere bağlıdır; deli rüzgarlardan

kurtulamaz ki.

“Akıllıya huzur ve emniyet veren akıl lengeridir”...

akıllılardan bir lenger dilen!

İnsan, o cömertlik denizinin inci hazinesinden akıl,

fikir kazanırsa,

Bunların yardımıyla gönlü marifetler elde eder,

gönül-lükten çıkar, yücelir... gözleri de nurlanır.

Çünkü nur, gönülden doğar da bu göze vurur.

Gönül olmasa gözün hiçbir şey göremez.

Gönül ,akıl nurlarıyla nurlanırsa o nurlardan göze

de bir pay verir.

Bil ki gökten inen mübarek su, gönüllere gelen

vahiydir, dillere gelen doğru sözlülüktür.

Biz de tay gibi ırmaktan su içelim de bizi kınayan

vesveseciye bakmayalım, aldırış etmeyelim.

Peygamberlerin izini izliyorsan yola düş, halkın

bütün kınamalarını hava say!

Yol aşan, menzil alan yol eleri ne vakit köpeklerin

havlamasına kulak astılar? (3/353/4311-4320)

... bil ki kin, sapıklığın, kafirliğin temelidir!

(4/10/111)

Kötülükte bulundun mu kork, emin olma, çünkü

yaptığın kötülük bir tohumdur, Allah, onu mutlaka

bitirir! (1/14/165)

Dünyadan geçen kişilerde yok olmamışlar, fakat

Allah sıfatlarına bürünmüşlerdir.

Onların sıfatları, Hak sıfatlarına karşı, güneşin

karşısındaki yıldızlara dönmüştür.

A inatçı! Kur’an’dan buna delil istiyorsan oku:

“Onların hepsi huzurumuzdadır.”

Haklarında “Huzurumuzdadır.” denenler yok

olamaz-lar, iyi dikkat et de ruhların bekasını iyice

anlayasın!

Beka’dan mahcup olan ruh azaptadır, Hakk’a vasıl

olan ruhsa beka aleminde hicaplardan kurtulmuş

bir haldedir.

İşte bu hayvani duygu kandilinden ne murat

edilmişse, bu kandilin gerçeği neyse sana

söyledim... kendine gel de sakın bu hayvani

duyguyla ruh arasında bir birlik tasavvur etme!

Çabuk, ruhunu, yolcuların kutlu ruhlarına ulaştır!

(4/36-37/442-448)

Aklın varsa başka bir akılla dost ol, görüş danış!

İki akılla birçok belalardan kurtulur, ayağını

göklerin ta yücesine korsun! (4/104/1263-1264)

Şu halde bu alemin direği gafletten ibarettir...

devlet nedir? Dev (yani koş) kelimesiyle, let (yani

dayak) kelime-sinden meydana gelme bir kelime!

Önce koş... koş da sonunda dayak ye! Bu yıkık

yerde devlet sahibine eşekçesine ölümden başka

hiçbir şey yok!

Sen bir işe el atar, o işe iyice sarılırsın... o işteki

ayıp ve noksan o anda sana örtülüdür.

Allah, senden o işin ayıbını örttüğünden canla başla

o işe girişebilirsin.

Hararetle sahip olduğun fikrinde ayıbı senden

gizlidir.

Sana o fikirdeki ayıp ve kusur belli olsaydı ondan

kaçardın... canın “bu fikirle aramda keşke-mağriple

maşrık arası kadar uzaklık olsaydı” der!

Nihayet ondan usanır, pişman olursun ya... bu hal,

evvel olsaydı hiç ona koşar mıydın?

Şu halde “ona girişelim, kaza ve kadere uygun

olarak o işi görelim”, diye önce ondaki ayıbı,

kusuru bizden gizlemiştir. Kaza ve kader hükmünü

izhar edince göz açılır; pişmanlık gelir, çatar!

Bu pişmanlık da ayrı bir kaza ve kaderdir... bu

pişmanlığı bırak da Allah’a tap!

Pişman olmayı kendine adet edinirsen boyuna

pişman olur-durur, nihayet bu pişmanlığa da daha

ziyade pişman olursun!

Ömrünün yarısı perişanlıkta geçer, öbür yarısı da

pişmanlıkta heder olur gider.

Bu fikri, bu pişmanlığı terk et de daha iyi bir hal,

daha iyi bir dost ve daha iyi bir iş ara! (4/109-

110/1330-1342)

Delinin elinden silahı al da adalet ve sulh, senden

razı olsun!

Fakat elinde silahı olur, aklı da bulunmazsa bağla

elini... yoksa yüzlerce zarar yapar. (4/117/1434-

1435)

Aklı, zekayı sat da hayranlığı satın al ... akıl ve

zeka,; zandır, hayranlıksa bakış görüş!

Aklı, Mustafa (a.s.)’nın önünde kurban et...

“Hasbiyallah” de, yani “Allah’ım bana yeter”!

(4/115/1407-1408)

Kalıbın, cesedin mektuptur, ona dikkat et, padişaha

layık mı, değil mi? Bir anla da sonra gönder!

Bir bucağa git, mektubu aç, oku!. bak bakalım,

içindeki sözler, padişahlara layık olan sözler mi?

Layık değilse o mektubu yırt, çaresine bak, başka

bir mektup yaz!

Fakat ten mektubunu açmayı kolay sanma. Yoksa

herkes gönül sırrını apaçık görürdü!

Bu mektubu açmak ne güçtür, ne sarptır! Erlerin

işidir, bu çocuk işi değil!

Hepimiz, fihriste kani olmuş, kalmışız... çünkü

heva ve hevese, hırsa bulaşmışız!

Halbuki o fihrist, ona baksınlar da metni de öyle

sansınlar diye halka bir tuzaktır.

Mektubu aç, bu sözden baş çevirme! Allah doğruyu

daha iyi bilir!

Mektubun fihristi, dille ikrar etmeye benzer...

halbuki sen gönül mektubunun metnini sına!

Bak bakalım, ikrarınla muvafık mı? Buna bak da

işin, münafıkların işine dönmesin! (4/128-

129/1564-1573)

Gümüş bedenli güzellerin vücudu seni avladıysa

ihti-yarlıktan sonra bir de pamuk tarlasına dönen

bedene bak! (4/131/1600)

Zekidir, ince şeyleri bilir... bilir ama değil mi ki

kıblesi dünyadır, onu ölü bil sen! (4/135/1656)

Akıl, iki akıldır: Birincisi kazanılan akıldır... sen

onu mektepte çocuk nasıl öğrenirse öyle öğrenirsin.

Kitaptan, üstattan, düşünceden, anıştan,

manalardan, güzel ve dokunulmadık bilgilerden.

Aklın artar, başkalarından daha fazla akıllı olursun,

fakat bu ezberlemekle de ağırlaşır, sıkılırsın!

Geze dolaşa adeta bir ezberleme levhası kesilirsin...

Halbuki bunlardan geçen levh-i mahfuz olur!

Öbür akıl, Hak vergisidir... onun kaynağı candadır.

Gönülden bilgi ırmağı coştu mu ne bakar, ne

kesilir, ne de sararır!

Kaynağı, yolu bağlı ise ne gam! Çünkü o anbean ev

içinden coşup durmaktadır! (4/159/1960-1966)

... Gönlüne kin yüzünden çirkin sûretler gelmesin!

(4/160/1980)

... Olmayacak söze, kim söylerse söylesin, inanma!

(4/182/2251)

... Geçmiş, gitmiş şeye gam yeme... fırsatı fevt ettin

mi acıklanma artık! (4/182/2253)

Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak

yere tohum saçmaktır.

“Aptallık ve bilgisizlik” yama kabul etmez... ey

öğütçü, ona hikmet tohumunu pek saçma!

(4/183/2264-2265)

Hızır, gemiyi: kötü kişilerin ellerinden

kurtarabilmek için, deldi, kırdı.

Mâdem ki kırık gemi kurtuluyor, sen de kırıl!

Emniyet yoksulluktandır, yürü yoksul ol!

(4/222/2756-2757)

Hakiki olmayan padişahlığı ne el bil, ne yen!

Çalma-çırpma padişahlık; cansız, gönülsüz ve

gözsüzdür.

Sana padişahlığı halk verdiyse borç alır gibi yine

senden alır!

İğreti padişahlığı Allah’a ver de Allah sana

herkesin kabul edeceği bir padişahlık versin!

(4/223/2775-2778)

... Her oyunun faydasını, ondan sonrakinde gör!

(4/232/2889)

Kulak ver, “Çok ağlayın.” dedi. Ağlayın da yaratıcı

Rabbinin ‘ihsan sütü’ aksın.

Dünyanın direği bulutun ağlamasıdır, güneşin

yakması. Sen bu iki ipe iyi sarıl. (5/15/165-167)

Akıllardaki bu aykırılık, bil ki mertebe bakımından

yerden göğe kadardır.

Akıl vardır, güneş gibi. Akıl vardır, zühre

yıldızından da aşağıdır, yıldız akmasında da.

Akıl vardır, bir sarhoş mumu gibi; akıl vardır, bir

ateş kıvılcımı gibi.

O güneş gibi aklın önünden bulutlar kalktı mı Hak

nurunu gören akıllar faydalanırlar.

Akl-ı cüz-i aklın adını kötüye çıkarmıştır. Dünya

muradı insanı muradsız bir hale getirmiştir.

O, bir avdan avcının güzelliğini görmüştür. Bu,

avcılığa düşmüş, bu yüzden bir avın derdine

uğramıştır.

O, hizmetle hizmet edilme nazına erişmiştir; bu

kendisine hizmet edilmeyi dilemiş, yüce yolundan

geri dönmüştür.

O, Firavunlukla suya tutsak olmuş, İsrailoğlu,

tutsaklık yüzünden yüzlerce Suhrab kuvvetini elde

etmiştir.

Bu aykırı bir oyundur, yaman bir ferzin-benttir.

Hileye az başvur, devlet ve baht işidir, bu.

Hayal ve hileyi az doku. Çünkü gani Hak hileciye

az yol gösterir. Hile edeceksen iyi hizmet etme

yolunda hile et de bir ümmet içinde peygamberlik

elde edesin.

Hile et de kendi bedeninden ayrıl, hilenden kurtul,

tek kal!

Hile et de en aşağı bir kul ol. Aşağılıkla yürü de

efendi kesil.

Ey koca kurt, hile ve hizmetle efendilik elde etmeyi

umma.

Fakat pervane gibi ateşe atıl, o ateşi kesene

doldurup ağzını büzme, her şeyden kurtul!

Gücü, kuvveti bırak, ağlamaya giriş. A yoksul,

ağlayı-şa acınır.

Susuz ve aciz kişinin ağlayışı manevidir, doğrudur.

Soğuk soğuk ağlayışsa, o azgının yalanından

ibarettir.

Yusuf’un kardeşlerinin ağlamaları hileden ibarettir.

Çünkü içleri hissetle, illetle doludur. (5/41-42/459-

476)

Duymuşsundur ya, “saltanat kısırdır” derler.

Padişahlık davasında olan korkusundan akrabalığı

filan hep keser, hepsinden vazgeçer.

Çünkü saltanat kısırdır, onun oğlu yoktur. Ateş gibi

kimseyle dostluğu olamaz.

Kimi bulursa yakar, yırtar. Kimseyi bulamazsa

kendi kendisini yer.

‘Hiç ol’ da onun dişinden kurtul. O katı yürekliden

merhameti az um!

‘Hiç’ oldun mu o katı yürekliden korkma. Her

sabah ‘mutlak yokluk’ tan ders al.

Ululuk, ululuk ıssı, Allah’ın elbisesidir. Kim onu

giyme-ye kalkışırsa vebale girer.

Taç onundur, kemer bizim. Vay haddini aşana!

Bu tavusluk kanadı, sana bir sınamadır. Buna

kapıldın mı Hakk’a ortak olmaya, onun gibi noksan

sıfatlardan ari olduğunu davaya kalkışırsın.

(5/47/528-535)

Bir çok naz vardır ki, suç olur; kulu, padişahın

gözünden düşürür.

Nazlanmak, şekerden tatlıdır ama az çiğne,

yüzlerce tehlikesi vardır.

Niyaz yolu emin bir yoldur. Nazı bırak da o yola

düş!

Nice nazlananlar vardır ki kol-kanat çırpar ama

nihayet o hal, adama vebal olur.

Nazın güzelliği seni bir an yüceltse bile onun gizli

korkusu, seni eritir, mahveder.

Bu yalvarışa gelince: Seni zayıflatır. Zayıflatır ama

parlak ayın on dördü gibi baş köşeye geçirir.

Ölüden diriyi çekip çıkarınca ölen, doğru yolu

bulur.

Diriden ölüyü çıkarınca da diri nefis, ölüm

tarafında yönelir, ölüm tarafına dönüp dolaşır.

Öl ki, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan diri Allah,

ölüden diri meydana getirsin. Allah, bu ölü

bedenden bir diri meydana getirsin.

Kış olursan baharın gelişini, gece kesilirsen

gündüzün oluşunu görürsün. (5/48/543-553)

Bedende Nefs-i Mutmainne’nin yüzünü düşünce

tırnakları yaralar.

Kötü düşünceyi zehirli tırnak bil. Bu tırnak,

derinleştikçe can yüzünü tırmalar.

Müşkül düğümleri açmak ister; fakat bu, adeta altın

bir kaba aptes bozmaya benzer.

Ey işin sonuna varan, düğümü çözülmüş say. Bu

düğüm, boş keseye vurulmuş kuvvetli ve çözülmez

bir düğümdür.

Düğümleri açmakla uğraşa uğraşa kocadın, başka

bir kaç düğümü de çözülmüş sayıver!

Asıl boğazımızdaki çözülmez düğüm şudur: Sen

kendini bil, bakalım, aşağılık bir adam mısın, yoksa

bahtı yaver bir adam mı?

Adamsan bu müşkülü çöz. İnsan nefsine sahipsen

nefesini bu yolda sarf et.

Ayan ve arazı bildin tut, ne çıkar? Asıl, kendi

haddini bil ki bundan kaçıp kurtulmaya imkan yok.

Kendi haddini bilince de artık bu hadden kaç da ey

toprak eleyen, hadsiz aleme ulaş.

Ömrün mahmul ve mevzu derdiyle geçti. Gözün

açılmadı, hayatın duyduğun şeylerle geçip gitti.

Neticesiz ve tesirsiz her delil boş çıktı. Sen kendi

neticene bak!

Filozof, davasında delilleri çoğaltıp durur. Halbuki

kalbi temiz Allah kulu, onun aksine delillere

bakmaz bile.

Delilden ve hicaptan kaçar, delalet edilenin peşine

düşer, başını yakasının içine çeker.

Filozofa göre duman, ateşe delildir ama bizce

dumansız olarak ateşe atılmak daha hoştur.

Hele yakınlıktan, sevgiden meydana gelen şu ateş

yok mu? O bize dumandan daha yakındır.

Hasılı cana arız olan hayallere kapılıp dumana

koşmak ve bu yüzden candan olmak, pek kötü bir

iştir, pek bahtsızlıktır! (5/49-50/557-573)

Kanadını yolma, onun sevgisini gönlünden sök,

çıkar. Çünkü savaşmak için düşmanın bulunması

şarttır.

Düşman olmadıkça savaş imkanı yoktur. Şehvetin

olmazsa ondan kaçınma emrine uyman mümkün

değildir.

Meylin olmazsa sabrın manası yok. Düşman yoksa

ordu sahibi olmana ne hacet?

Kendine gel de kendini hadım etme, papaz olma.

Çünkü çekinmek ve temiz durmak, şehvetin

zıddıdır.

Heva ve heves olmadıkça ‘Heva ve hevesten

çekinin’ denmesi mümkün değildir. Ölülere gazilik

taslanmaz ya!

“Yoksullara verin, onları doyurun” denmiştir, şu

halde kazan. Çünkü elinde eskiden kazandığın bir

şey olmadıkça harcedemezsin ki.

Gerçi o mutlak olarak “Yoksulları doyurun”

demiştir, ama sen “Kazanın da sonra yoksulları

doyurun” diye oku!

Yine böyle, o padişah “Sabredin” buyurdu. Bir

istek olmalı ki ondan yüz çeviresin.

“Yiyin” emri, şehvet için bir tuzaktır, ondan sonra

gelen “israf etmeyin” emriyse temizliktir.

Şehvet olmazsa ondan kaçınmaya imkan olabilir

mi?

Sabretme ezasına uğramadıkça karşılığında bir

müka-fat ve hayır elde edemezsin.

Ne hoştur, o şart ve ne sevinçli şeydir, o mükafat.

O gönüller açan, canlara can katan mükafat! (5/50-

51/574-585)

Nice hüner ve sanatlar vardır ki ham kişiyi helak

eder. Çünkü o, taneye koşar, bu yüzden de tuzağı

görmez.

İhtiyarına sahip olmak, “Sakının” emrine uyan ve

kendisine sahip olan adam için iyidir.

Kendini koruyamıyor, kötülüklerden

çekinemiyorsan sakın, o aleti uzaklaştırır, ihtiyarı

bırak. (5/56/648-650)

Cansız değilsen gönül sahibini ara. Padişaha zıt

değilsen gönülle aynı cinsten olmaya bak.

(5/75/902)

Zamanede sana üç yoldaş vardır; biri vefakardır,

ikisi gaddar.

Biri dostlarındır, öbürü malın mülkün, üçüncüyse

iyi işlerdir ve bu vefalıdır.

Mal, seninle beraber gelmez, evden dışarı bile

çıkmaz. Dost gelir, gelir ama mezar başına kadar.

Ölüm gününde dost, sana hal diliyle der ki; “Sana

buraya kadar yoldaşım, bundan öteye gidemem.

Mezarının başında bir zamancağız dururum.”

Fakat yaptığın işler vefakardır; onlara sarıl ki onlar;

mezarın içine kadar seninle gelirler. (5/87/1046-

1050)

Şu halde kibir elbisesini bedeninden çıkar. Bir şey

belleyip öğrenme hususunda aşağılık bir elbiseye

bürün.

Bilgi sahibi olmanın yolu sözledir. Sanat

öğrenmenin yolu işle.

Yokluk istiyorsan o, konuşup görüşmeyle kaimdir.

Bu hususta ne dilin işe yarar, ne elin.

Can, yokluk bilgisini bir candan beller. Bu bilgi, ne

defterden bellenir, ne dilden! (5/88/1061-1064)

Ruh bağışlayan güzelden ruhunu esirgeme. O, seni

kıratın üstüne bindirir.

Taçlar veren o başı yüce erden başını çekme. O,

gönlünün ayağındaki yüzlerce düğümü çözer.

Fakat kime söyleyeyim? Bütün köy içinde nerde

bir diri? Âbıhayatın bulunduğu tarafa koşan kim?

Sen, bir horluk, görür görmez aşktan kaçmadasın.

Bir addan başka aşktan ne biliyorsun ki?

Aşkın yüzlerce nazı, edası ululuğu var. Aşk,

yüzlerce nazla elde edilebilir?

Aşk vefakar olduğu için vefakar olanı satın alır.

Vefasız adama bakmaz bile.

İnsan bir ağaca benzer, ahdi de ağacın köküne.

Kökün iyileşmesine, sağlamlaşmasına çalışmak

gerek.

Bozuk düzen ahit, çürümüş köktür, kökü çürümüş

ağaç meyve vermez.

Ağacın dalları, yaprakları yeşil bile olsa kök

çürümüş, kokmuşsa faydası yok.

Fakat kökü sağlam da yeşil yaprakları yoksa

nihayet günün birinde yüzlerce yaprak, el salar.

İlminle gururlanma da ahdini bütünlemeye bak.

Çünkü bilgi kabuğa benzer, ahitse onun içindir.

(5/96-97/1160-1170)

Kim benlikten kurtulursa bütün benlikler onun

olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost

kesilir.

Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır.

Çünkü bütün nakışları aksettirir. (5/218/2665-

2666)

Tut ki bütün doğuyu, batıyı zaptettin, her tarafın

saltanatına sahip oldun. Mâdem ki bu saltanat,

kalmayacak, sen onu bir şimşek farzet; çaktı,

söndü.

Gönül, ebedi olmayan mülkü, bir rüya bil!

Cellat gibi boğazına yapışan debdebeyi, şan ve

şöhreti ne yapacaksın ki?

Bil ki bu alemde de bir emniyet bucağı vardır.

Yalnız münafığın sözünü az duy; çünkü o söz,

zaten söz değildir. (5/319/3926-3929)

Şu halde bil ki çektiğin zahmet, yaptığın bir suçun

sonucudur. Sana inen bu tokat bir şehvetin

sebebidir.

İbret almaz, o suçu bilmezsen bile hiç olmazsa

derhal ağlamaya, sızlamaya koyul, yarlıganma dile!

Secde et, yüzlerce defa “Ya Rabbi” de, ‘bu gam,

yaptı-ğım suçun karşılığıdır, ancak!

Ey Rabbim, sen zulümden, sitemden temizsin.

Nasıl olur da suçsuz olarak insana bir ders, bir gam

verirsin.

Ben suçu belli beyan bilmiyorum, fakat bu derde

sebep de mutlaka bir suçtur.

Sebebi örttüğün gibi o suçu da ört.” (5/324/3988-

3993)

Bu zamanda zıddı nefyetmeden başka anlatış çaresi

yok. Bu alemde bir an bile yok ki bir tuzak

olmasın.

Ey akıllı, fikirli er, sevgiliyi perdesiz görmek

istiyorsan ölümü seç, o perdeyi yırt.

Fakat, ölür, mezara gidersin hani, o ölümü değil.

Seni değiştiren, nura götüren ölümü seç. (6/62/737-

739)

Bu dünya pazarında sermaye altındır; orada da aşk

ve ıslak iki göz.

Kim eli boş pazara giderse ömrü geçer, tamamıyla

ham ve eli boş olarak geri döner.

Kardeş neredeydin? Hiçbir yerde! Ne pişirdin?

Hiçbir şey!

Müşteri ol da elim oynasın, gebe olan madenimden

la’l doğsun.

Fakat, müşteri, gevşek ve soğuk bile olsa yine sen

onu çağır. Çünkü böyle emredilmiştir

Doğan kuşunu uçur, ruh güvercinini tut. Davet

yolunda Nuh’un yolunda yürü.

Allah için hizmette bulun. Halkın kabul etmesiyle,

reddetmesiyle ne işin var senin? (6/70/839-845)

O göç zamanının “Hadi, kalk kalk!” sesi geldi mi

bütün dedikodular yok olur, gider,

Sükut alemi gelir, çatar. Bari sen o gelmeden sus.

Vay o kişiye ki ölümle ünsiyeti yoktur!

Gönlünü bir iki günceğiz cilala da o aynayı kendine

defter edin. (6/105/1285-1287)

... Fikrin donmuşsa, düşünemiyorsan yürü, zikret.

Zikir, fikri titretir, harekete getirir. Zikri bu dönmüş

fikre güneş yap.

İşin aslı cezbedir. Fakat kardeş, işten kalıp cezbeyi

bekleme.

Çünkü işi bırakmak, nazlanmaya benzer. Canıyla

oynayan hiç nazlanabilir mi?

Oğul, ne kabul edilmeyi düşün, ne reddedilmeyi.

Sen daima emri, nehyi gör, gözet!

Derken cezbe kuşu, birdenbire çerden çöpten

yapılmış yuvasından uçar, görünüverir. Onu

gördün mü sabah oldu demektir, mumu o vakit

söndür.

Gözler perdeleri delip hakikati görmeye başladı mı

bu nur, onun nurudur artık. Bu nura sahip olan dışa

bakar, içi görür.

Zerrede ebedi varlık güneşini görür. Katrada bütün

denizi. (6/119/1475-1482)

Kardeş, elini duadan ayırma. Kabul edilmiş,

edilmemiş, bununla ne işin var senin?

Ekmek bile bu gözyaşına mani olursa elini

ekmekten yumak gerek.

Kendine çekidüzen ver, çevikleş, yan yakıl da

ekme-ğini gözyaşlarınla pişir! (6/186/2344-2346)

Bu atalar sözü, alemde söylenir durur: Şeytanın

canı azapta gerek.

Çünkü bilgisiz kişi, hocadan utanır, kalkar, gidip

yeni bir dükkan açar.

Ustana danışmadan açtığın o dükkan, bil ki kokmuş

bir dükkandır, akreplerle, yılanlarla doludur a

sûretten ibaret adam!

Çabuk yık bu dükkanı da yeşilliğe, gül fidanlarının,

içilecek suların bulunduğu yere dön! (6/187/2363-

2366)

Belayı def etmenin çaresi, sitem etmek değildir.

Buna çare ihsandır, aftır, keremdir.

Peygamber, “Sadaka, belayı def eder.” dedi. Ey

yiğit, hastalığı sadakayla tedavi et. (6/204-

205/2590-2591)

Düşünceleri, gökyüzünün yıldızları say. Fakat

bunlar, başka bir gökyüzünde dönmedeler.

Kutluluk gördün mü şükret, ihsanda bulun. Kötülük

gördün mü sadaka ver, yarlıganma dile, çark vur!

Ayın nurlarıyla ruhu parlat. Çünkü tutulma yerine

geldi, zararlar gördü can simsiyah oldu.

Onu hayalden, vehimden, zandan kurtarır. Yine

kuyudan çıkar, cefa ipinden halâs et.

Bu sûretle de bir gönül, senin güzel gönül alışınla

kanatlansın, uçsun, şu balçıktan kurtulsun!(6/220-

221/ 2784/2789)

Su kabı, ey akıllı adam, sakanın elindedir. Öyle

olmasa kendi kendine nasıl dolar, boşalır?

Sen de her an dolmada, boşalmadasın. Bil ki, onun

sanat elindesin.

Gözündeki bağ, kalktı mı sanatın, sanatkârın elinde

halden hale girmekte olduğunu anlarsın.

Gözün varsa kendi gözünle bir bak. Hiçbir şeyden

haberi olmayan bir ahmağın gözüyle bakma.

Kulağın varsa kendi kulağınla dinle, duy. Neden

sersemlerin kulağına kapılıyorsun?

Taklide uymaksızın bakmayı âdet edin, kendi

aklını koru, onu düşün sen.(6/264/3339-3344)

Lezzet, dışardan gelmez, içten gelir, bunu böyle bil.

Köşkleri, kaleleri aramayı ahmaklık say.

Birisi mescid bucağında sarhoş ve neşelidir. Öbürü,

bağda bahçede suratını asar, muradına erişmez, bir

zevk bulamaz.

Köşk bir şey değildir. Bedenini yık. Define, yıkık

yerdedir, a benim beyim!

Görmüyor musun bunu? Şarap meclisinde sarhoş

yıkılınca zevk alıyor.

Ev, sûretlerle dolu amma yık onu. Yık da defineyi

bul, sonra yine yap.

Tasvir ve hayal nakışlarıyla dolu bir ev şu

resimlerde vuslat definesinin üstüne çekilmiş

perdeye benzer. Şu gönülde sûretler coşup duruyor

ya. Onların hepsi, definenin ışığı, altınların

parlayışı. Su arı-durudur, fakat üstünü köpük

kaplamış. Köpük, suya bir şey vurmasına mani

oluyor. Değerli can da latiftir, coşkundur. Fakat

insanın bedeni onun üstüne çekilmiş bir perdedir.

Halkın dilinde söylenen atalar sözünü duysana:

Bize bizden gelir, her ne gelirse! Bu köpeğe tapan

susuzlar da köpük yüzünden arı-duru sudan

uzaklaşmışlardır. (6/271/3420-3430) Ne temiz

mimar ki, gayb âleminde sözle, afsunla kaleler

yapar. Sözü, sır köşkünün kapısının sesi bil. Bu ses,

kapının açılmasından mı geliyor, kapanmasından

mı? Buna dikkat et. Kapı sesi duyulur, kapı

görünmez. Bu sesi görürsünüz, kapıyı görmezsiniz.

Hikmet çengi, hoş bir ses verdi mi dikkat et.

Bakalım, cennet kapılarından hangisi açıldı?

Son Güncelleme: Cumartesi, 17 Mart 2012 16:29
 
Diğer Makaleler...
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 / 2

Ana Menü


Üye Girişi